Ülkemiz son on yılı ‘Hukuk Devleti’ olma yönünden çok sıkıntılı geçirmiştir. 2011 yılı bu bakımdan hiç de rahat geçirmediğimiz bir yıldır.
Nasıl, insanlar susuz kalınca suyun, havasız kalınca havanın, sağlığını kaybedince sağlığının, özgürlüğünü kaybedince özgürlüğün kıymetini daha iyi anlıyorsa, ‘Hukuk Devleti’ de son yıllarda en çok aradığımız, en çok ihtiyaç duyduğumuz bir özlem haline gelmiştir.
‘Hukuk Devleti’ kavramı son yıllarda ortaya çıkmış hukuki ve siyasi bir kavram değildir.
1215 yılında İngiltere’de Magna Carta Libertatum ile başlayan Hukuk Devletine giden yol, egemenliğin, kutsallıktan ve kraldan arındırılıp, milletin çıkarına sınırlandırıldığı ince uzun bir yoldur. Magna Carta Kralın (İktidarın) yetkilerini sınırlayan, hedefi hukuk devleti olan ilk temel belge olarak anılmaktadır.
1215 yılından 1789 Fransız İhtilaline kadar geçen 574 yıl gibi uzun süre; egemenliğin kralın değil millete ait olduğu yönündeki savaşımla geçmiştir.
Peyderpey gerçekleşerek, egemenliğin millete ait olduğu yönündeki genel kabul Fransız İhtilali ile birlikte hukuk literatürüne girmiştir.
Bilindiği gibi egemenlik, milletin ve onun tüzel kişiliği olan devletin yetkilerinin hepsidir, hükümranlık, hâkimiyet demektir. Bu tanıma göre yasama, yürütme ve yargı hakkı millete aittir. Anayasamıza göre millet kayıtsız şartsız sahibi olduğu, egemenliğini Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eli ile kullanır. Bu yetkili organlar yasama , yürütme ve yargıdır.
Anayasamıza göre Devletimizin şekli Cumhuriyet, nitelikleri de 2. Maddede yazılı olduğu şekilde adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, demokratik, laik bir sosyal hukuk devletidir. Burada sözü edilen ana nitelik ve amaç ‘HUKUK DEVLETİ’dir..
“Milletin egemenliği kendi elinde tuttuğu ve bunu belirli süreler için seçtiği milletvekilleri aracılığı ile kullandığı devlet” hukuk devleti değil ise, O devlette hukukun üstünlüğü anlayış ve ortamı yoksa, katılımcı demokrasiden söz edilemiyorsa o devlete hukuk devleti denemez.
Aralıklarla seçim yapmakla oluşturulan parlamentonun varlığı o ülkenin yönetim biçiminin cumhuriyet olduğu anlamına gelmez. Sadece seçimlerin yapılması ile demokrasi gerçekleşmez.
Toplumsal örgütlenmede en çağdaş şekil ‘Demokratik Hukuk Devleti’dir. Demokratik hukuk devletinde bütün ilişliler, yurttaşla- yurttaş, devletle - yurttaş arasındaki bütün ilişkiler, hukuk düzeni içinde, hukuka uygun olarak gerçekleşir. Bu nedenle “Demokratik Hukuk Devleti kurallar ve kurumlar rejimidir ” denir.
Hukuk devletinin gerçekleşmesi için ön şart kuvvetler ayrılığıdır. Yasama, yürütme gücü bir birinden bağımsız ve yargı bu iki gücü gerçek anlamda denetliyor ise hukuk devleti için adımlar atılmış demektir. Yasama organınca yapılan yasaların temel hak ve özgürlüklere , insan haklarına ve Anayasaya uygunluğunu denetleyecek Anayasa Mahkemesi, idarenin karar, eylem ve işlemlerinin hukuka uygunluğunu denetleyecek Danıştay’dır. Hak arama yerleri mahkemelerdir.
Yargı , azınlıkta kalanların haklarının, devlet veya çoğunlukta olanlar tarafından ihlal edilmesi durumunda , azınlık haklarının korunması için devreye girecektir. Bu nedenle temel hak ve özgürlüklerin korunması görevi verilmiş olan yargı erkinin hiçbir etki altında olmaması bağımsız ve tarafsız olması gerekir.
Yargı erki , yasama gibi yürütmeye bağlı kalacak şekilde dizayn edilir ve işlerse, o ülkede demokrasi sözcüğü laftan ibaret kalır. Yürütmenin etkisi altındaki yargı, Temel hak ve özgürlüklerin korunması görevini layıkıyla yerine getiremez. Artık, o ülkede demokrasiden değil , otoriter bir rejimden söz etmek gerekir.
Otoriter rejimlerde , hukuk devleti ilkesinden söz edilemez. hukuk devleti ilkesi hukukun üstünlüğü ilkesine dayanır. Hukuk devleti ilkesi çağdaş demokrasilerin belirleyici niteliğidir.
Şimdi düşünelim : Bir iktidarın hesap verememe korkusu içinde , yargıyı yandaş kadrolarıyla doldurup siyasileştirerek, ele geçirip, yurttaşlar üzerinde korku ve dehşet yaratması, bilim insanlarını (Profesörleri), generalleri , yazarları, gazetecileri, daha iyi eğitim, parasız eğitim ve ifade özgürlüğü isteyen öğrencileri hapse atıp, kabul edilemez uzun sürelerde tutukluluk hallerinin devam etmesi ve bu insanların adil yargılanma hakkının ihlal edilmesi hangi hukuk devletinde görülmüştür ? O devlet hukuk devleti midir ?
-Temel hak ve özgürlüklerin birer parçası olan düşündüğünü ifade eden ve protesto hakkını kullanmak isteyen kişiler kendilerini hemen cezaevinde bulurlar, uzun yıllar tutuklu olarak içeride kalırlarsa,
-Üniversite de öğrenci ise hapiste yattığı ile kalmaz, bir de sınıfta kalır hatta üniversiteden atılırlarsa,
-Hopa’da emekli bir öğretmenin ölümünü protesto etmek üzere Ankara’da gösteri yapan 22 öğrenci, 6,5 ay hapis yattıktan sonra ilk kez çıktıkları duruşmada serbest bırakıldılarsa,
“Parasız Eğitim istiyoruz” diye pankart açan öğrenciler 19 ay tutuklu
kalırsa orada hukuk devletinden söz edebilir miyiz ?
Türk demokrasisi, son yıllarda, Anayasa ile tanınmış bir hak olduğu halde, hem düşünce ve kanaat özgürlüğü, hem de düşünce ve kanaatin “tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma” özgürlüğü yönünden çok kötü sınavlar vermekte hatta sınıfta kalmaktadır.
Sınıfta kalan çocuğu için üzülenler, ülkenin bu haline üzülüp, sıkılmasında ne yapsın?
İşte bu nedenlerle 2011 yılı hiç de rahat geçirmediğimiz bir yıldır. Bütün yılım okumak, izlemek ve üzülmekle geçti.
2012 yılında sizlere sağlık ve sevdiklerinizle huzurlu bir yıl dilemekten başka bir şey gelmiyor elimden, şimdilik…
Metin BOSTANCIOĞLU