AKP CEPHESİ
Vural Dilmaç - Damla Damla

AKP CEPHESİ

1950-60 yılları arasında ülkeyi idare eden Demokrat Parti milletin DP’ye olan sevgisini, bağlılığını kanıtlamak için Vatan Cephesi’ni kurmuştu.

 

Damla Damla

Vural DİLMAÇ

 

 

1950-60 yılları arasında ülkeyi idare eden Demokrat Parti milletin DP’ye olan sevgisini, bağlılığını kanıtlamak için Vatan Cephesi’ni kurmuştu. Sabahtan akşama kadar radyolar Vatan Cephesi’ne geçenlerin ismini okurdu. Ölüler, diriler, yeni doğmuş bebeler hepsi Vatan Cephesi üyesi olmuşlardı. Bu gelişmeyi izleyen bazı gazeteciler hesabı kitabı iyi tutmuşlar, Vatan Cephesi’ne geçenlerin sayısı Türkiye nüfusundan daha fazla olduğunu tespit edip dalgalarını dahi geçmişlerdi. Hatta Bafra’dan da bir vatandaş, yüz kişilik bir grupla Vatan Cephesi’ne geçtiğini Ankara’ya bildirince Başbakan Menderes’ten kendisine bir teşekkür telgrafı gelmişti. Aramalar taramalar sonucu böyle bir insanın olmadığı ortaya çıkmıştı. Bafra bir hayli karışmıştı. O zamanki CHP güçlüydü. İsmet Paşa’nın her konuşması DP’yi sallıyordu. Türkiye’nin o yıllarda için için kaynadığını yalnızca biz gazete sorumluları biliyorduk. Çünkü her sabah saat 7-8 arası postacı kapıyı çalar ve bana bir telgraf uzatırdı. Telgrafta “ülkemizin şu şehrinde yapılan gösterilerin yayını yasaktır” şeklinde talimatlar verilirdi. Biz bu sırları yayınlayamadığımız için hep içimizde saklamışızdır. Daha sonra belki faydası dokunur diye tahkikat komisyonları kuruldu. Meclis üstü bir güce sahip olduğu söylendi. Böylelikle itişe kakışa 1960 yılının 27 Mayıs’ına gelindi ve ihtilal sonucu DP siyasetten silindi. Darbe iyi mi oldu? Olmasa daha iyiydi. Çünkü yapılacak bir seçimde CHP iktidara gelebilecek güçteydi. Dolayısıyla demokrasi de kesilmiş olmayacaktı.

* * *

         DP’nin gitmesinden 42 yıl sonra siyasette AKP cephesi kendini gösterdi. Parti yöneticileri geçmişten ders alarak hataya düşmemek için çok ince adımlar attılar. Hiçbir seçmene “gel bize kaydol” demediler. Birlik ve beraberlik çağrısı yaptılar. Yurdun her köşesinde imar faaliyetleri sürerken ağır ağır hedeflerine ulaşmak için çabalarını gizlice yürüttüler. Ne kadar kurum ve kuruluş varsa hepsini kendi kafa yapılarına göre yönetimleri altına aldılar. Kurumların başkanlarını ve yöneticilerini güvendikleri insanlardan oluşturdular. Atılan adımlar çok ağır ama sağlam adımlardı. Daha rahat hareket etmelerinin önü böylece açılmış oluyordu. Vatandaş ne istiyorsa o istekler yerine gelmeye başladı; yol isteyene duble yol, okul isteyene üniversite, fakülte; hızlı tren, havaalanı, hastane, doktor ve ücretsiz ilaçlar verilmeye başlandı. Bafra’ya da bir futbol sahası ve kapalı yüzme havuzu yapılacağı sözü verildi. Bu güzelliklerin yanında aşırı dincilere de yol verildi. Onlar da rahat rahat gerici zihniyetlerini ortaya dökmeye başladılar.

         Türkiye ne kadar kalkınırsa kaslınsın yüz altmış üç ülke ile ticari anlaşmalar yapılsın, ekonomi Avrupa ülkelerinin hayal edemeyeceği seviyelere çıksın, yine de bu gelişmelerden mutlu olmayan bir grup var. Bu grubun adı Cumhuriyetçiler. Cumhuriyetin ilkelerine ters düştüğü, din tacirlerine, gericilere, şeriatçılara meydanı açtığı için AK Parti cephesine karşı büyük bir direnç gösteriyorlar. Onlar için en önemli varlık cumhuriyetin ilkeleridir. Ancak bu sayede ülkenin yükselişine ve modernleşeceğine inanıyorlar. Oy için yobazlara hoş görünerek hiçbir yere ulaşılamayacağına inanıyorlar. Doğrudur, yanlıştır ama bu konular Cumhuriyetin kuruluşundan beri tartışıla tartılışa günümüze kadar gelmiştir. Ne zaman sona ereceğini de kestirmek mümkün değildir.

DİĞER YAZILAR