Sahne Işıkları
Vural Dilmaç - Damla Damla

Sahne Işıkları

Siyasetin harman olduğu, partilerin sert rüzgarlar estirdiği, vatandaşın gerilimini artıran psikolojisini bozan şu günlerde daha sakin ve yumuşak bir atmosferde yıllar öncesine dönmek istedim.

Hatırı sayılır sayıda birçok okuyucum benden yarım asır önceki Bafra kültüründen bahsetmemi istiyorlardı. O isteklere cevap vermenin zamanı geldiğine inanıyorum. Bafra kültürel bakımdan Türkiye’nin başta gelen yerleşim birimlerinden biridir. 1940-1950 yılları arasındaki sanatsal gelişmeleri hiç unutamam. O yıllarda Bafra’ya gelen tiyatro toplulukları şimdiki gibi günü birliğine değil, en az on beş gün, bir ay, üç ay ve 1-2 yıllığına gelirler, sanatlarını icra ederlerdi. Bunlardan Sadi Tek Tiyatrosu onbeş günlük misafirimiz olurdu, Atıf Kaptan Tiyatrosu 2 aylık misafirimizdi, oyun gösterisinde bulunurdu.

Bu grupların en uzun kalanı ise Kemal Sahir Tiyatrosu idi. Zira Kemal Sahir’in oğlu şu anda İstanbul’da eczacı olan Ayhan Çizikman ile Bafra Kızılırmak İlkokulu’nda beraber okumuştuk. Üç beş günlükler hariç uzun müddet kalan tiyatro sanatçıları ile Bafralılar haşır neşir olmuşlar, hemşehri duygusu ile kendilerine bağlanmışlardı. Gece tiyatro perdeleri açıldığında alkış tufanı ile oyun başlar, büyük bir zevk ile sahneye konulan eser izlenirdi.

Büyük bir ciddiyet ve heyecanla sahneye konulan eserlerde milliyetçilik, vatanseverlik, toplumsal bağlılık işlenir, adeta seyirciye ders verilirdi. Bafralılar tiyatro zevkini, kültürünü kendini tiyatroya adamış sanatçılardan almışlardır. Onlar sanki bir sıradan oyuncu değil, sahneden seyircileri aydınlatan vatan sevgisi ve kardeşliği aşılayan birer ışık idi.

Ben onlara bunun için “sahne ışıkları” diyorum. Aylarca Bafra’da kalan tiyatro yapan oyuncular da Bafra ve Bafralıyı o kadar çok sevmişlerdi ki, gündüz kahvede oyun oynarlar gece de sahnede sanatlarını icra ederlerdi.

 Türkiye’nin hiçbir bölgesinde böylesine kültürel bir gelişme ve sanatçıları bağrına basma olayı görünmezken, Bafra’nın o zaman dahi sanata ve sanatçıya karşı saygı ve sevgisi her takdirin üstündedir.

 Küçük bir örnek daha verelim. İllüzyonist Zati Sungur arada sırada Bafra’ya gelip sihirbazlık

numaralarını göstererek Bafra’nın ilgi ve sevgisini kazanır, yakından tanıdığı Bafralılara sahneden takılarak seyirciyi katıla katıla güldürürdü. Öyle bir sevgi kazanmıştı ki, aşağı yukarı her gün bir eve; akşam yemeğine davet edilirdi. Hiç unutmam su böreğini çok sevdiği için, bir akşam bize de davet etmiştik. Yemekler ve börekler yendikten sonra çantasından büyük bir gazete boyunda beyaz bir kağıt çıkarttı. O kağıdı katlaya katlaya, zarf boyutuna kadar indirdi. Sonra makasla onu muhtelif yerlerinden kesti. Kağıdı tekrar açıp masaya serdiğinde, inanılmayacak derecede işlenmiş bir masa örtüsü görünümü veren bir kağıt ortaya çıktı. Biz o masa örtüsü görünümündeki kağıdı uzun müddet sakladık. Sonra ne oldu bilmiyorum. Kendisine sorarlardı “Zati Bey, sahnede insanları kesip biçiyorsunuz, nasıl oluyor bu iş?” dediğimizde, o da “ne sihirdir ne keramet el çabukluğu marifet” diye cevap verirdi.

Buyurun size 75 yıl önceki Bafra’nın fotoğrafı.

 

19 Mayıs, Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’nız kutlu olsun.

DİĞER YAZILAR