Genç öğrenci kardeşimiz Özgecan için yazacağımı söylemiştim. Bu yazıda biraz şiddetin kaynağına girmeye çalışacağım. Önce kamuoyuna yansıyan, devletin üst yetkililerinin kadına bakışına bir göz atalım.
“Ben zaten kadın erkek eşitliğine inanmıyorum” (RTE)
“Bir tane “kız mıdır, kadın mıdır “ bilmem” (RTE) ( Diltaş Aktaş hakkında)
“Kadınlar iş aradığı için işsizlik yüksek” (Mehmet Şimşek, Maliye Bakanı)
“Evdeki işler yetmiyor mu”(Kendisinden iş isteyen bir kadına) (Veysel Eroğlu,Orman ve Su İşleri Bakanı)
“Tecavüze uğrayan doğursun, gerekirse devlet bakar” (Recep Akdağ, eski Sağlık Bakanı)
“Tecavüzcü, kürtaj yaptıran tecavüz kurbanından daha masumdur” (Ayhan Sefer Üstün, AKP milletvekili İnsan hakları komisyon başkanı)
“Medya abartıyor, kadına yönelik şiddet algıda seçicilik” (Fatma Şahin, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı)
Bu son sözü söyleyen eski bakan kadından ve aileden sorumlu. Bütün bilgiler elinde. Ancak son on yılda 1200 kadı’nın katledildiğini bilmezden geliyor.
Toplumun en önündeki, devletin en üst düzeyindeki kişilerin kadına bakış açıları böyle. Kadını kendine eşit görmeyen, tecavüzcüyü öven, tecavüze uğrayan aşağılayan, mini etek giymenin tecavüze neden olduğunu düşünen, 1200 civarındaki kadın katledilmesini sadece bir algı yönetimi olarak değerlendiren (bir aileden ve kadından sorumlu bakan)anlayışın sonucu bunlar. Burada aile içi şiddete giremiyoruz. Zira bu konuda elimizdeki veriler yetersiz. Kamuoyuna yansıdığına göre bu oranında yüksek olması gerekiyor. Zira kadın sığınma evleri heryerde ağzına kadar dolu.
Nasıl bir toplum olduk diye soruyorlar, soruyoruz? Şiddet dili en üstte var. Yukarısı şiddet dilini kullanınca, cehaletin tepe yaptığı alt kesimlerde, bu davranış biçimi yasallık kazanıyor ve ivme kazanıyor. Toplum önündeki önder konumundaki insanlar önce bu şiddet dilinden vaz geçmeliler. Onlar eşitlikçi bir uslüp kullanmalılar ki, toplumun alt sınıflarıda bu örnek dilden nasibini alsın. (14 yaşındaki Balıkkesirli ortaokul öğrencisi Cumhurbaşkanına hararetten yargılanıyor. 14 yaş hak ve fiili ehliyet yaş sınırının altındadır. Bu çocuk reşit değildir. Hukuken ehil değildir. Çoluk-çocuk ayırmadan bu şiddet niye. Başbakan yardımcısı Bülent Arınç “toplumun yarısı bize oy verirdi ve bizi severdi, diğer yarısı bizden nefret etmez ama saygı duyardı. Şimdi diğer yarı bizden nefret ediyor” diyor. Ve ekliyor” toplum yönetilemez hale geliyor”. Niye? Bu soruyu yönetenlerin önce kendilerine sorması gerekiyor.
“Benim başörtülü bacım” “affedersin Ermeni bile dediler” gibi ayrıştırıcı sözler tamamen ötekileştirmeye yarıyor. Gezi olaylarını aşağılamak, prestijini düşürmek ve ötekileştirmek için “camide içki içtiler” dedi. Camide bulunan imam yok böyle birşey dedi. İmamı 6 saat sorguya aldılar. Emniyet çıkışı imam “yukarıda allah var, ben içki içtiklerini görmedim dedi” Adamcağızı sürdüler, sürüm sürüm süründürdüler. “Başörtülü bacıma, gulyabani kılıklı 30-40 kişi Kabataş vapur iskelesinde saldırdı” dendi. Bütün mobese kameralarında 100 saatlik bölüm incelendi. Böyle bir görüntü yok. Hırsıza, hursız denemez oldu. “Hz. Ömer’in adaleti” yüzlerce yıldır konuşulur. Devletin başındakiler adaletli olacak. Adaleti kendine göre yorumlamayacak. Bugün devlet memurluğu sınavlarına giren memur adaylarına sorun. Sözlü sınavlar nasıl yapılıyor. Vicdan! Gencecik insanlar ötekileştiriliyor, sınavlarda hakları yeniliyor. Memuriyet yükseltmelerinde her yere partili militanlar getiriliyor. Bu mu adalet. Bu mu vicdan. Özetleyecek olursak şiddetin kaynağı, kullanılan dil, adaletsizlik ve vicdansızlıktır. Bu yukarıdan aşağıya sirayet ediyor. Onun için önce diline sonra beline sahip çıkacaksın. Adaletli ve vicdanlı olacaksın. Aynı vicdan ve adaleti aşağıdakilerden bekleyeceksin. Bu böyle biline. Parlemento askıda ne demek. Bu ise bir sonraki yazının konusu olacak...