RAMAZAN AYI VE BİR MEAL’İN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
Ramazan Pidesi dediğimiz pidenin Ramazan ayı dışında da yapılıp satılmamasını, en çok sevdiğim sütlü tatlı Güllaç’ın ramazan ayı dışında yapılmamasını, sadece Ramazan ayında Arap Memleketlerinden Hurma ithal edip satılmasını ve İftar sofralarının baş köşesinde yer almasını, bir türlü anlayamamışımdır.
Sanki bu saydıklarım kutsal yiyeceklerdir, sadece bu kutsal ayda yenir!
Tabii bu yargı yanlıştır.
Hiçbir yiyeceğin bir diğerine göre bu anlamda bir üstünlüğü yoktur. Cennet taamı denen kabak da bunlardan biridir bence…
İbadet’e gelince : Cami ve mescitlerimiz Ramazan ayında dolar taşar da diğer aylarda neden boştur ? Doğru Ramazan ayı ibadet ayıdır. İnsanlar İftar’dan sonra yarış edercesine Teravi Namazı kılmak için camilere koşarlar ? Teravi namazının camide, cemaat ile birlikte kılınması ile daha fazla sevap mı kazanacaklar? Aslında bunlar Ramazan Müslümanları, bir kısmı da mahalle baskısından olsa gerek.
Üstelik İlahiyat Profesörü Y.Nuri Öztürk islamda teravi namazı yoktur gibi bir sav ortaya atmışken, şimdi bu sevabı bol kazançlı namazdan vaz mı gececeğiz ?
Dedim ya anlamadım gitti.
Kütüphanemde Kur’anın çok sayıda açıklamalı yorumlu Meali var. Hiç birinde bu söylediklerimle ilgili bir açıklamaya rastlamadım.
Son olarak incelediğim, İzmir –Seferihisar Doğankent Sitesindeki yazlık komşum, dostum İlahiyat Profesörü Cemal Sofuoğlu’nun arkadaşları Prof. Dr. Abdülkadir Şener ve Prof. Dr. Mustafa Yıldırım ile birlikte yayınladıkları YÜCE KUR’AN ve Açıklamalı Yorumlu Meali’ni inceledim. Hakikat Hikmet ve öğütlerle dolu bu ilahi kitaptan çok yararlandım. Anladım diyemiyorum, yararlandım.
Çünkü bu meal’de de söylendiği gibi “Kuranın anlaşılmasında geldiği toplumun kültürünü ve bu kültürün tarihi kökenlerini bilmek son derece önemlidir. Ayrıca o toplum içinde yaşayan insanların, hayata bakışlarını, değer yargılarını, dini hayatlarını ahlaki tavırlarını, karakterlerini, ticari ve zirai işlemlerini, giyim kuşamlarını, örflerini, kullandıkları dili ve bu dili kullanış tarzlarını bilmek büyük önem arz eder.” Bunları bilmek de yetmez.
Önce sözlü olarak hafızalara kaydedilen, daha sonra vahiy katipleri tarafından kitap haline getirilen Mushaf’da Arap dilinin birden çok anlama gelen kelimelerinin farklı okunuş şekilleri Kur’anın Ayet ve Surelerine farklı anlamlar yüklenmesine sebep olmuştur. Bu durum bizi Kuran’ın Araplar tarafından dahi Vahiydeki şekilde anlaşılamadığı, yani anlaşılması zor bir kitap olduğu sonucuna götürmektedir.
Arap dilini, kültürünü, örf ve adetleri, vahiy zamanındaki Arap yaşam tarzını çok iyi bilenlerin bile farkı anlamlar yüklediği Kur’anı başka ırktan olanların hakkı ile inceleyip anladıklarını söylemek yanlış olmayacaktır.
Bu yargı, biz Türkler için de geçerlidir. İşte bu nedenlerle İslam’ın itikat, ibadet, ahlak ve şeriat hükümlerini anlamamız için Prof. Sofuoğlu ve arkadaşlarının yaptığı çalışmalar ve meallere ihtiyacımız var. Bu eseri bize kazandıran İlahiyatçılarımıza teşekkür ediyorum. Bütün dostlarıma da birinci baskısı tükenen bu kitabın ikinci baskısından bir adet temin edip incelemelerini öneriyorum.
Ramazan (Şeker) Bayramınız kutluyor, ülkemiz ve tüm insanlık için sağlıklı ve huzurlu günler diliyorum.